Yazar: tool | Kategori: HABERLER | Tarih: 27 Ağustos 2008, 16:52
Oyuncular olarak kimi oyunları meraktan çatlayacak şekilde, heyecanla bekleriz. Elbette bu merakı bizde oyunun yapımcıları uyandırır, ağız sulandıran detaylar, görseller sunarlar. Ama her zaman işler iddia edildiği gibi çıkmaz, tüm hayallerimizi suya düşüren oyunlar olarak piyasaya çıkarlar. İşte bu durumları bize yaşatan oyunları derledik sizler için.
Beowulf The Game: 3 boyutlu animasyonlara getirdiği yenilik ve devrimsel görsel başarısı ile sinema dünyasını sallayan Beowulf, yapımcı firma tarafından filmin görsel kalitesine yakın olacağını, kendine has bir aksiyon yapısı ile filmin evrenini oyun dünyasına taşıyacağını iddia etmişti. Ancak karşımıza çıkan oyun, basit bir God of War kopyasından öteye gitmeyen, iddia edildiği gibi grafiklere ve yenilikçi kontrollere sahip olmayan, kuru bir oyundu. Filmde neredeyse iki sahneden birinde ‘I AM BEOWULFF!!’ diye böğüren karakterimiz, bu oyunu gördükten sonra acı bir nara atmıştır sanıyoruz.
PES 2008: İşte hayalkırıklığı olduğu için bizi en çok üzen oyun. PES, yıllardır yanımızdan ayırmadığımız belki de tek oyundu. Ancak Konami, futbolun liderliği havasına kendini fazlaca kaptırınca, tek rakibi Fifa da kendini resmen aşınca, tahtının sallanması işten bile değildi. Yeni nesil için yetersiz grafikleri, serinin en sevilen özelliği olan oynanabilirlikteki aksaklıklar, takılmalar, online sunucusundaki inanılmaz problemler serinin önceki oyunlarını mumla aramamıza sebep oldu. Kendine gel Konami!
Jericho: Clive Barker, hastalıklı zihnini ikinci kez oyun dünyasının hizmetine sundu Jericho ile. Yapım aşamasındayken oldukça umut veren oyun, çıkışı ile hüsran oldu. Ruhsuz karakterleri, cansız dünyası ve rutin yapısı ile başarısızlığa mahkum bir oyun olduğu belliydi. Barker bile memnuniyetsizliğini dile getirdi ve şansını üçüncü kez deneyeceğini söyledi. Biz Jericho’yu unuttuk sevgili Clive, sende unut ve önüne bak.
Conan: Barbar Conan, küçüklüğümüzden beri hayran olduğumuz Kimmeryalı barbar, yeni nesilde boy göstereceğini öğrendiğimizde bizleri çok sevindirmişti. Ancak karşımıza çıkan oyun, aynen Beowulf’ta olduğu gibi basit bir God of War kopyası olmaktan öteye gidememişti. Komik denecek grafikleri, cansız dünyası, kopya düşmanları ile can sıkan oyunu Ron Perlman’ın seslendirmesi bile kurtaramadı.
Sonic The Hedgehog: Mavi kirpimizin başarısı zaten Sega tarafından yıllardır kötü oyunlarla sömürülüyordu, ama PS3′e çıkan Sonic The Hedgehog bu ismi en kötüye kullanan oyun olarak akıllarımıza kazındı. Berbat kontrol sistemi, sorunlu kamera açısı, açık olmayan oyun yapısı ve kötü grafikleri ile yılın lalesi ödülünü haketti. Sonic Unleashed ile bir kez daha şans vereceğiz sana Sonic, bunu da kötüye kullanırsan oyun tarihinin mezarlığındaki yerini hızla alacaksın.
Transformers: Hata bizde zaten, filmden uyarlanacak bir oyuna umut besledik. Oysaki onlar çocukluğumuzun kahramanlarıydı, yeni nesilde de bu robotların macerasını kaçırmak istemedik, ama karşımıza çıkan oyunu görünce biz kendisinden kaçtık. Fazla söze gerek yok.
Pirates of the Caribbean: At World’s End: İşte gene bir film uyarlaması. Burada bizi tufaya düşüren ise, Jack Sparrow’un oyuna birebir aktarılması, 1080p destekleyen ve muhteşem gözüken görseller ve korsan olabilme hayali. Ama diski taktığımız andan itibaren hayallerimiz sulara düşüyor. Karakterler dışında kötü grafikler, kontrollerin oyuncu dostu olmayışı, sorunlu kamera açıları ve zaman zaman can sıkacak derecede zorlaşan bir oyun. Tüm bu özellikleri birleştirince oluşan şey; kötü bir oyun.
Need for Speed Prostreet: Carbon ile zaten bir haller gelmişti seriye ve balon Prostreet ile patladı. Seriye hiç yakışmayan oyun, lineer oyun yapısı ile önceki oyunların özgürlüğünü aratıyordu, araç kontrolleri tamamen bozulmuştu. Ama bu durumun geçici olduğunu, Undercover ile serinin kendini toparlayacağını düşünüyoruz.
Kane & Lynch: Dead Men: İşte büyük umut beslenen hayalkırıklıklarından biri daha. Suçluların gözünden oynayabilmenin tadına varmayı düşündüğümüz oyun, yukarıdaki oyunlar kadar kötü olmasa da beklentilerin altında kalmıştı. Grafiklerin özensiz oluşu, kontrollerde can sıkan problemler, görünmeyen duvarlar tarafından engellendiği için bizi delirten ateş sistemi ve bomboş online sunucu, potansiyeli hayli yüksek olan oyunun elde patlamasına sebep olmuştu. Gene de sanıyoruz ki bir devam oyunu ile Kane ve Lynch’e ikinci bir şans verecek yapımcı firma.
Iron Man: Oysa ne hayaller kurmuştuk, o süper kırmızılı sarılı kostümü giyecek ve özgürce gökyüzünde süzülmenin dayanılmaz hafifliğini yaşayacaktık. Ama yapımcı firmanın başarısı sağolsun, oyunu oynadığımız anda duygusal anlamda yere çakıldık. Anlamsız görevler, berbat grafikler, rutin oyun yapısı, sorunlu kontroller derken bütün sorunlar birikiyor ve ortaya para verdiğiniz anda çarpılacağınız bir oyun çıkıyor. Uzak durun.
Haze: Kandırdın bizleri Free Radical! Timesplitters serisi ile yaptığın üne ve başarılı oyunlara kandık ve Haze’i konsolumuza özel olduğu için baştacı yaptık. Sonuç; hüsran. Ortaya çıkan oyun özgünlükten uzak, grafikleri orta kalitede, öyküsü ise oldukça basitti. Oyunun ana fikri olan Nectar bile üzerinde yeterince düşünülmeden oyuna aktarılmıştı. Bir kez oynarsanız ölmezsiniz elbet ama kaybettiğiniz vaktinizi de başka bir alanda harcayabilirsiniz gönül rahatlığıyla.
Hellboy: Science of Evil: Dahi yönetmen Guillermo Del Toro’nun bile kurtaramadığı bir oyun Hellboy. Kendini tekrar eden bölümleri ve aksiyonu ile başgösteren sıkıntılar, oyunun kamera açısı ve zayıf hikayesi sayesinde daha da büyüyor ve oyun sizi baymaktan öteye gidemiyor. Ron Perlman, Conan’dan sonra ikinci bir faciada seslendirme yaptığını farketmiş olacak ki, kendisi de oldukça ruhsuz bir seslendirme gerçekleştirmiş Hellboy’da.
Blacksite: Area 51: İşte balon kelimesini hakeden bir yapım. İlk oyunu ile PS2′ye çıktığında kalburüstü kabul edilen Area 51, ikinci oyunu tam anlamıyla patladı. Düz oyun yapısı, hantal ve başarısız kontrolleri ve kötü grafiklerine bir de komik bir senaryo eklenince, zaten görünmez duvarlar yüzünden özgürce ilerleyemediğimiz bu oyun, zihnimizde de görünmez bir hal almış, unutulmaya yüz tutmuştu. Hatırlattığımız için özür dileriz.
Soldier of Fortune: Payback: İşte bir klasiğin adını kullanıp kısa yoldan köşeyi dönmeye çalışırsanız böyle duvara toslarsınız. PC’lerimizi şenlendiren, uçuşan kol bacak kafa gibi uzuvlarla kan panayırına çeviren Soldier of Fortune, yeni nesile öyle bomba gibi geldi ki, bir tek kendisi patladı. Üzerinize amaçsızca koşan düşmanlar sayesinde kolayca farkettiğiniz aptal bir yapay zeka, artık komediye kaçan şiddet, başarısız kontroller oyunu tarihte komik bir anı haline getiriyor.














